11 Ağustos 2009 Salı

hayatı ertelemeyelim

Hiçbir şeye yetişemiyoruz.
Günlük hayatımız ışık hızıyla giden teknolojiyle rekabet halinde sanki.
Ne yaptığının farkında olmayan, şoka girmiş insanlar gibi koşturuyoruz ortalıkta.
Ama neden koştuğumuzu ve nereye koştuğumuzu bilmiyoruz.
Bu arada maalesef hayattaki güzel şeyleri atlıyoruz.
Hatta;
Hayatı yaşamayı bırakıp,
Gelecekte yaşanacağını zannettiğimiz günlere hazırlanıyoruz kendimizi sürekli.
Oysa gelecekteki günler gelse bile yine erteleyeceğiz her şeyi. Oysa gelecekteki günler gelse bile yine erteleyeceğiz her şeyi.
Şimdi koşturmaktan sürekli erteleyerek kaçırdığımız güzelliklere dikkat çekmek istiyorum;
En basitinden lezzetleri kaçırıyoruz.
Harala gürele yemek yiyip, bir çırpıda çay içiyor, tatlıyı, meyveyi bir lokmada yutuyoruz.
Beş dakika sonra sorsalar ne yediğimizi hatırlamıyoruz.
Soruyorum size! tadına vara vara kaç defa çay içtiniz?
En rahat anlarımız olan istirahat dakikalarını dahi bir anda tüketiveriyoruz.
Uykudan bile tat alamaz olduk.
Bu kadar stresin altından kalkılır mı?
Akşam olup eve gidince elimize televizyon kumandasını alıyoruz. Oysa gelecekteki günler gelse bile yine erteleyeceğiz her şeyi.
Şimdi koşturmaktan sürekli erteleyerek kaçırdığımız güzelliklere dikkat çekmek istiyorum;
En basitinden lezzetleri kaçırıyoruz.
Harala gürele yemek yiyip, bir çırpıda çay içiyor, tatlıyı, meyveyi bir lokmada yutuyoruz.
Beş dakika sonra sorsalar ne yediğimizi hatırlamıyoruz.
Soruyorum size! tadına vara vara kaç defa çay içtiniz?
En rahat anlarımız olan istirahat dakikalarını dahi bir anda tüketiveriyoruz.
Uykudan bile tat alamaz olduk.
Bu kadar stresin altından kalkılır mı?
Akşam olup eve gidince elimize televizyon kumandasını alıyoruz. ...
Sahi, bir ağaç altına, bir deniz kıyısına huzur bulmak için gitmeyeli ne kadar oldu?
Cep telefonunu evde bırakıp, işten uzak, şehirden uzak bir yerlere kaçmayalı ne kadar oldu?
Yahut tüm günü çocuklarımıza ayırmayalı?
Oysa ömrümüz hızla tükeniyor.
Sırf rekabet denen şey uğruna hayatla beraber akıp giden ve bir daha geri gelmeyecek olan şeylerin farkında mıyız?
Bu kadar fırsat varken kaliteli ve güzel bir hayat sürebiliyor muyuz?
“Paramız mı var ki yaşayalım?” demeyin hemen.
Parası olan da, olmayan da aynı koşturmanın içinde değil mi?
Bu koşu nedeniyle bir daha asla ele geçiremeyeceğimiz güzelliklerin sayısı artıyor. Aynı evde yaşayan karı kocanın iş saatleri uymadığı için yıllarca doğru düzgün görüşemediği, babanın çocuklarını aylarca göremediği günlerdeyiz artık.
Yoksa, bu hızın ve koşturmanın ardında;
Ölümden kaçış mı?
Kaliteli bir hayat yaşayamamanın verdiği pişmanlık mı?
Elde ettikçe doymadığımız şeyleri arzulamanın kamçıladığı bir hırs mı?
Bütün bunları hangisi yaptırıyor bize?
Hayatımızda nelerin eksik olduğunu kendimize sorduğumuzda, bir cevap da bulamıyoruz.
Çünkü, hayatın nasıl yaşanması gerektiğine dair en küçük bir fikrimiz yok.
Oysa babalarımız ve dedelerimizde aynı hızla yaşayıp ayrıldılar aramızdan.

Onların da;
Daima erteledikleri şeyler vardı.
Yaşanması gereken şeyleri hep yastık altlarında biriktirmişlerdi.
Tek yapabildiğimiz;
Karnımızı doyurabilmek, başımızı sokabilecek dört duvar ev yapmak, ele güne muhtaç olmamak.
Haydi kendimize bir iyilik yapalım.
Şimdi hemen frene basalım ve düşünmeye başlayalım.
Yaşadığımız zannettiğimiz hayata bir mola verelim.
Evet kaçırdığımız güzelliklerin geri gelmeyecek.
Ama yenilerini bari kaybetmeyelim. (alıntı)ama çok dogru ve güzel sizde okuyun istedim..

H.z. Peygamberimiz (S.A.V.) vaaz ettiği bir şahsa şöyle buyurmuştur: "Beş şey gelmeden evvel beş şeyi ganimet bil:
1–İhtiyarlamadan evvel, aciz ve düşkün duruma düşmeden önce gençliğinin kıymetini bil… 2– Hasta olmadan evvel sıhhatinin kıymetini bil… 3– Fakir düşmeden evvel zenginliğinin kıymetini bil… 4– İşin gücün artmadan evvel boş vakitlerinin kıymetini bil… 5– Ölüm gelmeden evvel hayatının kıymetini bil…"

14 yorum:

sinem dedi ki...

Ah Havvanur öyle dogru seyler yazmissin ki ,inan annemlerin yaninda ne internet aradim ne tv. Ama burada öyle mi sanki bu istanbul varya mahvediyor adami.

fatma dedi ki...

içimden geçenleri yazmışsın bu hayat nererye kadar böyle sürecek artık kendime hiç vakit ayıramıyorum

kubra zeynep kara dedi ki...

gerçekten çok güzel bir paylaşım ablam.
insanın kendine durup ne yapıyorum nereye gidiyorum diye sorgulatıyor.
hayırlı haftalar ablam

içimdeki yolculuk dedi ki...

ne kadar güzel insanlar bi yerde ölümü unutuyorlar.hep bir koşuşturma rakiplik onda var benim neyim eksik ya da bende yapacağım hırsı..mal mülk çogalma hırsı..nediyim havvacım rabbim herkese akıl ve mantık vermiş ama çogu bu mantık ve akılı kullanmaktan aciz...para hırs bürümüş gözleri..oysa aldığın nefes ,kokladığın çiçek verilen nimetleri fark ettiğinde en güzel huzur ve mutluluk bu...

tatesal dedi ki...

Ne güzel yazmışsın arkadaşım,sağol...Kaç gündür hastayım...Benim allerjik rinitim var yazın daha da çoğalıyor...Burun göz akıntısı..Birde üşütme eklenince faranjitte oldum hiç sorma dün doktora gittim,ilaç aldım,inşallah düzelirim...Burası hep rüzgarlı yaz gelemedi doğru düzgün...Sevgiler canım...

meliha dedi ki...

Çok çok doğru ve güzel şeyler yazmışsın.geleceği düşünmekten ,bugünü yaşamaz olduk.aslında yarını göreceğimiz ne malum
öpüyorum.

Eylem dedi ki...

hayat koşuşturması içinde erteledigimiz şeyleri hep unutuyoruz.ne güzel şeyler yamışsın.

gümüşlerin hobi dünyası dedi ki...

çok güzel yazmışsın.yazdıklarına katılmamak mümkün değil.

tuğba dedi ki...

çok doğru...

kuzularım ve ben dedi ki...

ne güzel yazmışın bacımmmm beni anlatıyo saatte bakıp şu saate kadar ne işler yaparım diyen aceleci beni hahaha

hanife dedi ki...

ne tek kelimeyle çooook doğru

CANDAN TARİFLER dedi ki...

NE GÜZEL BİR PAYLAŞIM OLMUŞ YİNE HAVVACIM CANIM BENİM. BİR ÇIRPIDA SOLUKSUZ OKUDUM YİNE... BİRİLERİNİN BİZİ SİLKELEMESİ GEREKİYOR YOKSA DURUP NEDENSE DÜŞÜNEMİYORUZ..

Esra dedi ki...

Ne yazıkki hayat koşuşturmacasına kendimizi kaptırıp yapmamız gerekenleri, vermemiz gereken değerleri unutuyoruz.Anlattıkların o kadar doğruki okuyunca insana dank ediyor.Yaşadığımız anın değerini maneviyetini unutmayız inş.

ayfersultan dedi ki...

sa.Havvanurum,malesef çok doğru şöyle düşününce ister istemez çocukluğumuza iniyoruz o zaman her şey farklıydı çünkü bütün aile hatta sülale aynı memlekette yaşıyordu her şeyi paylaşılıyordu gezmeler,düğünler kışlık hazırlıklar bahar hazırlıkları vs.vs. bahçeye çıkıp komşunla selamlaşıyordun dışarı çıktığında selamlaşmaktan gideceğin yere biraz geç giderdin herkesin birbirinden haberi vardı kısaca paylaşım çok olduğundan sitres filan yoktu akşam olunca ailece ev gezmesi veya park gibi yerlere gidilirdi hafta sonu mutlaka piknik yapmak için bir yerlere gidilirdi..evet gelelim günümüze İstanbulda yaşıyorsan bu imkan zor arabanlada gitsen bile yorgunluk,dertler çok neşe yok insanlar selamlaşmadığı gibi selam verince almıyorlar tuhaf,tuhaf bakıyorlar her şeyleri içimize attık bu yüzde çok duyarsız toplum olduk bunun sebebi nedir
*güvensizlikmi yoksa bitmeyen sorunlarmı oysa bir şeyleri paylaşsaydık ne dert sahibi nede somurtan tplum olmazdık hiç hastalıkda olmazdı ama nerde mecbur bu kurala göre yaşıyorsun memleketten uzak akrabalar uzak komşuluklar zayıf yaşa bakalım nasıl yaşarsan yaşa..yazarken bile içim acıdı ne diyelim RABBİM iyi etsin bizleri..öptüm canı .A.E.O